Biyorezonans terapileri; vücutta titreşimlerle değişimler yaratan ve cihazlar yardımıyla uygulanan tamamlayıcı tıp uygulamalarına verdiğimiz genel bir tanımdır. "Biyorezonans terapisi" terimi, ilk kez 1987'de Brugemann Enstitüsü tarafından "hastanın kendi titreşimleriyle tedavisi" için kullanılmıştır.

Bizlerin gözlenebilir fiziksel bedenlerimiz ile görünmez yüksek bedenlerimiz arasında karmaşık olarak kabul edilebilecek titreşim diliyle konuşan iç bağlantılarımız vardır. Yüksek titreşim seviyesine sahip, şifacı olarak bilinen kişiler tarafından yapılan gözlemler, enerjisel anatominin anlaşılmasına yardımcı olmuşlardır.  

Günümüzde insanı frekans yani titreşim boyutuyla değerlendiren cihazlar mevcuttur. Söz konusu BRT cihazları, hem dünyada hem de ülkemizde gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bu cihazlar, canlı organizmayı elektromanyetik titreşimlerden oluşan bir sistem olarak görür ve cihazlar yardımıyla yapılan bu tedaviler organizmada titreşim bazlı değişiklikler yapmayı amaçlar.

BRT, bize klasik tıp yöntemleri ile konulan bir teşhisin sınırları dışına çıkarak, altta yatan nedenlere ilişkin önemli bilgiler verir.

Hastalıklarının temelinde besin intoleransı, parazit, bakteri, virüs ve mantar enfeksiyonları veya kimyasalların rol oynayabileceği dikkate alınırsa tedaviye büyük katkı sağlayabilir. Bu tür yüklerin BRT ile tedavisi genelde hastalığın seyrinde gözle görülebilir bir düzelme sağlar. Klasik tıp teşhisinde olduğu gibi burada da test neticesinin kalitesi hekimin bilgisi ve tecrübesiyle yakından ilişkilidir.

 

BİYOREZONANS TERAPİLERİNİN TARİHÇESİ

Tarihsel sürece bakacak olursak, özellikle son 70 yılda büyük bir gelişim göstermekte olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda ilk sayacağımız isimlerden bir tanesi, kuşkusuz Alman fizikçi Reinhol Voll’dür. Titreşim ve frekansın dilini çözmeye çalışan Tesla’dan sonra, BRT uygulamalarında en önemli isimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Kendisi, EAV (Electro-Acupuncture according to Voll) denilen akupunktur sistemine göre oldukça gelişmiş bir sistemi tanımlamıştır.

Akupunktur noktasını ölçmek, sadece o noktanın içinde bulunduğu ve çevresindeki dokunun elektrofizyolojik özelliklerinin değil, aynı zamanda o bölgeyle ilgili ‘düzenleyici alan’ın ölçülmesidir. Bunu yapmak suretiyle, belli cilt yüzeylerinin ve birbirinden ilgisiz görünen organların arasındaki ilişkiyi ve fonksiyonel yakınlığı göstermek mümkündür. İşte ilk kez Voll bu bilgiyi kullanmıştır.

1954’de Voll, hastanın bir ilacı eline alması sonucunda akupunktur noktalarındaki ölçümlerde değişiklik olduğunu görmüş ve benzer şekilde içinde hiçbir madde molekülü taşımayan, sadece bilgi içeren homoepatik yüksek potansiyelli solüsyonlar hastanın eline verildiğinde de karşılaşmıştır.  Günümüzde kullandığımız cihazların temeli de bu bilginin kullanılması ile oluşmuştur.

Akupunktur noktalarının, vücudumuz ve içinde bulunduğu elektriksel alan arasında bilgiyi taşıdığı ilk kez I.E.Dumitrescu tarafından gösterilmiş. Eğer böyle bir kanal iğne batırılarak uyarılırsa, orada bilgiyi taşıyan elektriksel bir alan meydana gelir. Bu da kanalın iki ucu ve kanallar arasında birden fazla nokta uyarıldığında bilgi alışverişine olanak verir. Sahip olunan bu bilgi de BRT uygulamalarında önemli bir adımdır.

Yine Alman bir fizikçi olan, Dr. Morell, hastaya ait bir frekans spektrumunun, bu kişiyle ilgili bütün bilgiyi içerebileceğini varsaymıştır. Ona göre bir insanda sağlıklı ya da zayıflamış ve bozulmuş titreşim örnekleri mevcuttur. Hastalık olarak tanımlanan bu durum, bozulmuş ve zayıflamış titreşimlerin etkin olduğu bir modeldir.

Kendisi elektrotlar kullanarak hastanın elektromanyetik sinyallerini ölçmüştür. Bunlar bir cihaz içinde elektronik olarak modifiye edilerek iyileştirici titreşimler olarak tekrardan hastaya geri döndürmeyi gerçekleştirmiştir.

Dr. Morell, daha sonra elektronik mühendisi olan damadı Erich Rasche ile birlikte 1977 yılında ilaç bilgilerini kişiye uzaktan, kablosuz aktarabilen bir cihaz geliştirmiştir. Daha sonra bu cihazı daha da geliştirip fonksiyonlarını optimize ettiler ve isimlerinin baş heceleri ile anılan “MoRa” cihazlarını biyorezonans terapilerinin hizmetine sundular. Morell’e ait olan bireysel ve etkili terapiyi gerçekleştirebilmek için vücudun patolojik enerjilerini alma konusundaki varsayımı, deyim yerinde ise, tıpta yeni bir çağ başlatmıştır. Bu çağın adı “Titreşim ve frekans tıbbı” çağıdır.

Konuyla uğraşan pek çok hekimin ortak kanaati, " Titreşim ve frekans tıbbının gelecekte çok etkili ve kalıcı bir etkiye sahip olacağı" yönündedir. Şimdiye kadar konu ile ilgili yürütülen çalışmalar, bu kanaati fazlasıyla desteklemektedir.

1999’ da Kramer, belli bir maddenin ‘enerjetik frekansları’nın metal ileticiler tarafından iletildiğini göstermiştir. Aynı bilginin iletici bir ortam olmadan sadece ‘hava ile’ kısa bir mesafede iletilebileceğini de göstermiş ve ilaç testi etkisinin ‘radyo dalgalarına benzeyen elektromanyetik frekanslar’ tarafından yaratıldığı sonucuna varmıştır.

1999 yılında bir Fransız bilim adamı olan Jacques Beneviste, Cambridge Üniversitesi’ndeki bir konferansta çalışmalarını sunmuş ve ‘su’ yun bazı maddeleri hafızasında elektromanyetik bilgisini tutabildiği ve bunun hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği tezini ortaya atmıştır. Bu bilgi, yüzyıllardır ampirik olarak uygulanan ancak bilimsel açıklaması olmayan ve pek dikkate alınmayan ‘Homeopati’ ile uyumluydu.

Beneviste’nin ilk dikkatini çeken şey, ani alerjik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılan ‘Adrenalin’ isimli ilacın etkisinin, kanın ilacı reseptörlere taşımasını beklemeden verildiği anda ortaya çıkmasıydı. Sanki etki ‘ışık hızında’ ortaya çıkıyordu. Bunun da adrenalin isimli ilacın rezonansının vücut sıvılarına yayılması sonucunda gerçekleştiği şeklinde açıklaması yapılmıştır. Benzer durumla, alerjik maddeyle karşı karşıya kalındığında, aniden ve tüm vücutta ortaya çıkan ölümcül olabilen anaflaktik reaksiyonlarda da karşılaşılmaktadır.

Daha sonra Beneviste, adrenalin, kafein ve nikotinin EAV cihazının giriş kısmına konulduğunda algılanan zayıf titreşimin ölçülebildiğini ve bu bilginin dijital hale çevrilerek saklanabildiğini göstermiştir. Takiben bu rezonans bilgisi cihazın çıkış kısmında bulunan suya aktarıldı. Bu sudan içenlerde, sanki adrenalin, kafein, nikotin verilmiş gibi tepki verdikleri görülmüştür.

Başka bir çalışmasında, kanın pıhtılaşmasını önleyen bir ilaç olan heparinin kendisini değil ama titreşimi verildiğinde, kanın pıhtılaşmasının etkilendiği gösterildi.

Bu gelişmeleri de içine alacak şekilde farklı cihazların gelişmesiyle daha genel bir isim olan ‘biyorezonans’ ismi yaygın olarak kullanılmaya başlandı.